Sabahları Esnaf, Akşamları … - Moonlighter 2: The Endless Vault Erken Erişim İncelemesi
- Emir Kemal Ceylan
- 2 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

GİRİŞ:
Serinin ikinci oyununun geleceğini duyduğumda aşırı sevinmiştim çünkü Moonlighter’ın ilk oyunu benim için çok önemli bir yere sahiptir. Boş zamanlarımda odama kapanıp saatlerimi sadece tüccarlık yapmaya harcadığımı bile hatırlıyorum. Ancak, ikinci oyunun 3D olacağını duyduktan sonra içimi korku kaplamıştı; yine de ilk oyundaki başarılarından dolayı “bir bildikleri vardır” dedim. Game Pass erken erişiminin çıkmasıyla birlikte sonunda Moonlighter 2: The Endless Vault’u deneyimleyebildim.
HİKAYE:
İlk oyundan spoiler vermek istemiyorum fakat oyunumuz ilk oyun ile bağlantılı. Karakterimiz ve Rynoka halkı, Moloch adlı evrensel bir koleksiyoncu tarafından zorla yerlerinden edilmiştir. Moloch’ın amacı, toplayabildiği kadar portalı ele geçirip bunları ticari amaçla kullanmaktır. Rynoka halkı köylerinden uzaklaştırıldıktan sonra Tresna adlı ilginç bir köye yerleşirler.
Karakterimiz ise bu köydeki boyutlarda yolculuk yaparak para kazanmak amacıyla yaratıkları avlar. Ardından devasa bir küp belirir ve bize tekrar tüccar olmamızı söyler. Bu kısmı hızlı geçiyorum çünkü hikâye şimdilik gerçekten bu kadar. “Bu küp kim?”, “Amacı ne?” gibi sorulara henüz bir cevap bulamıyoruz maalesef. Bunun nedeninin oyunun henüz erken erişimde olmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum ve umarım haklı çıkarım.
OYNANIŞ & MEKANİK:
Oyunumuz aslında ilk oyunun oynanış ve mekaniklerini oldukça içinde barındırıyor. Temel döngümüz aynı: Sabahları dükkânında malzeme sat, gece olunca belirlediğin bölgedeki yaratıkları öldürerek yeni malzemeler kazan ve bu malzemeleri tekrar dükkânında sat. Tabii bu durum da bize risk–ödül mekaniği sağlıyor. Kendinize sürekli şu soruyu soruyorsunuz: “Acaba artık geri dönmemin zamanı geldi mi, yoksa biraz daha ilerleyip satacak yeni kalıntılar mı bulmalıyım?”
Tabii ki envanter yönetimi mekaniğimizden bahsetmezsek olmaz. Belirli bölümleri tamamladığımızda bölümün sonunda bir sandık kazanırız ve burada dükkânımızda satabileceğimiz çeşitli eşyalar bulunur. Fakat bu eşyaların kimi zaman iyi, kimi zaman kötü özellikleri olabiliyor. Bazı eşyalar etrafındaki diğer eşyaların kalitesini artırırken bazıları ise diğer eşyaların yok olmasına sebep olabilir. Bu da oyuncunun envanterine kalıntıları hangi pozisyonda yerleştirmesi gerektiğini düşündürerek oyuna farklı bir zorluk ekler.
“E abicim bu ilk oyunun aynısı değil mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, dediğim gibi oyunumuz temel olarak ilk oyunun mekaniklerini oldukça kullanmış; fakat bu sefer dövüş (combat) mekaniği ve level tasarımlarında büyük ölçüde değişime gitmişler.
Combat mekaniği olarak oyunumuzda kullanabileceğimiz bir ikincil silah mevcut. Bu da bir ateşli silah. Bu silahla uzaktaki düşmanlarımızı vurabilir veya havadaki düşmanlara vurarak onları yere düşürebiliriz. Silahımızın belirli bir mermi kapasitesi bulunuyor ve bu mermileri doldurmak için ana silahımızla düşmanlara hasar vermemiz gerekiyor.
Bir diğer göze çarpan mekaniğimiz ise “çanta ile vurma” mekaniği. Düşmanlarımız belirli durumlarda sersemleyip (stun) hareketsiz hâle geliyor ve bu hareketsiz düşmanlara çantamızla vurduğumuzda, onları saldırımızın yönüne doğru savurarak ilginç savaş senaryoları oluşturabiliyoruz.
Level tasarımına gelecek olursak, sizin de görebileceğiniz üzere, en büyük değişim oyunun artık 3 boyutlu olması. Bu değişim oyunun oynanışına büyük ölçüde derinlik katıyor. Bazı yerlerde yukarıdaki düşmanlara ulaşmak için üst kata çıkmamız gibi birçok küçük detay bulunuyor.
Fakat level tasarımındaki en önemli değişim bence oyunun ilerleyiş sisteminin artık procedurally generated olması. Yani ilerleyeceğimiz bölgeler her zaman rastgele. Evet ilk oyunda da benzer bir yapı vardı. Ancak ikinci oyunda farklı olarak her bölümün sonunda nereye ilerlemek istediğimizi dallanmış bir şekilde oyun bize sunuyor. Bu da oyunun “dungeon-crawler” hissiyatını çok daha fazla artırıyor.
GÖRSELLİK & MÜZİKLER:
Aslında oyun iki boyutludan üç boyutluya geçmesine rağmen ilkinin sahip olduğu chill ve cozy temasını hiç bozmamış ve bu sayede de oyunumuzda hâlâ aynı evrende yaşadığımızı hissedebiliyoruz. Müziklere gelecek olursak, aslında görsel tasarımla aynı yorumları yapabilirim. İlk oyunu yıllar önce oynamama rağmen, müzikleri hâlâ kulağımda yankılanıyor. İkinci oyunda da aynı temada ilerleyen müzikler var; fakat ne yazık ki onlar, sol kulağımdan girdi sağ kulağımdan çıktı diyebilirim.
ÖZET & GENEL DÜŞÜNCE
Kısacası Moonlighter 2, serinin ilk oyunuyla karşılaştırılamayacak bir oyun. Evet ikisi de yüzde seksen aynı mantığa sahip olabilir ama ikisinin de ön planda olduğu şeyler farklı. İlk oyunda daha çok rahat bir şekilde takılarak dükkanımızda satışlar yapmaya odaklanırken, ikinci oyunda çoğunlukla aksiyon odaklı oynayarak dükkânımıza daha az önem veriyoruz. Görsel tasarım olarak çok başarılı gözükse de benim gönlümde her zaman tatlı olan ilk oyun olacak.
ARTILAR:
Daha derin level tasarımı
Combat mekaniğinde çeşitlilik
EKSİLER:
Müzikler ilk oyuna göre sönük kalmış
Çevre ilk oyuna göre daha ruhsuz





















Yorumlar